23 Ekim 2009 Cuma

DOSTLUK


Biz haber etmeden haberimizi alırsın,

yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.



Gözümüzün dilinden anlar,

elimizin sırrını bilirsin.



Namuslu bir kitap gibi güler,

alnımızın terini silersin.



O gider, bu gider, şu gider,

dostluk, sen yanı başımızda kalırsın ...



NAZIM HİKMET

Bugünlerde özlediklerim gündem maddem... Birilerini özlüyorum sürekli.. Annemi, kardeşimi, babamı, henüz adını koyamadığım insanları... Ama içlerinde biri var ki, onun özlemi başka. İçlerinde biri var ki, ona verdiğim adın başlığı altındaki insanlara çok şey borçluyum: dostlarım... İstanbul'da boğaza karşı oturup elindeki içeceği yudumlayan, ve her mutlu hüzünlü anında varolduğumu hissettiğim bir dostum var...Elif var. Zaman aramıza akmaya çalışsa da, hiç kıyamadığım, ne olursa olsun tek kelime etmesem de beni anlayacak dostumm benim... Özlediğim bir dost!.. Ama onun gibi özel niceleri var. 602 var(başak&gizem&deniz-bir nevi ailem-) ,Aycanım var, Akselim var, annElifim var, Mervem var, Rasim var, Zafer var... Bugünlerde hep onları taçlandırıyor içim... O yüzden Nazım'ın kelimeleri tercüman olsun bana dedim.
Dostlukla kalın.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Başlıksız yazı

"ve sen ben.. değirmenlere karşı...
bile bile birer yitik savaşçı..
akarız dereler gibi denizlere...

belki de en güzeli böyle..."

Bugün bir sürü şey anlatmak istiyorum sana blog... İçimde biriken kelimelerin ne kadar ağır geldiğinden.Oysa farkında değildim hiçbirinin düne kadar. Ama aynı şekilde hiçbirini anlatmak istemiyorum da. Kendimi savaşçı kadar güçlü hissetsem de içimden insanlara karşı birşeyler yitirdiğimi farkediyorum... Sanki bir dönüm noktasına sürükleniyorum. İnsanları dinlemeyi hep sevdim... Ama onların beni samimiyetle dinlemeyi sevip sevmediğinden emin değilim. İnsanlar çıkarıyorum hayatımdan, insanlar sokuyorum... Değişen şey yüzler oluyor.. Ben bu sorguyu dün de yapıyorum bugün de... Hayat çok garip. Aslında hayat değil, insanlar garip....

Birşeyler daha yazmak istiyorum. Ama sanırım yoruldum...

12 Ekim 2009 Pazartesi

Dayanılır Şey Değil..

Bilmem ki nasıl anlatsam;
Nasıl, nasıl, size derdimi!
Bir dert ki yürekler acısı,
Bir dert ki düşman başına,
Gönül yarası desem...
Değil!
Ekmek parası desem...
Değil!
Bir dert ki,
Dayanılır şey değil...
ORHAN VELİ

10 Ekim 2009 Cumartesi

Senin Sesin

Kahkaha kesin bir sınırdır senin sesin için; geçmezsin kahkahaya. Bu da gülümsemeyi senin tapulu malın yapar. Gülmek sende gülümsemenin bir noktada taşkınlığı oluyor daha çok. Bu bakımdan gülümsemenin bütün öğelerini de birlikte getiriyor. İş bu kadar da değil, yeni bir takım öğelerde getiriyor. Ilıktır senin sesin. Güvenli olmaktan çok güven uyandırıcıdır. Konuşurken kimseyi dinlememene ne diyeceğiz peki? Buna karşılık sözcükleri sakıngan sakıngan kullanman var, ona ne diyeceğiz? Alırken suçsuz, verirken duyarlı bir ses. En büyük modaevini yönetecek olsa sinirli tonlar kazanacağına muhakkak nazarıyla bakılabilecek,ama, söz gelimi, hiçbir belediye başkanı olamayacak bir sese. Sanırım, bakışlarla sesler arasında bir bağıntı kurulabilir. Belki de yanlıştır bu varsayım. Ama doğru olsa, senin sesinle bakışın arasındabir paralellik, hatta bir özdeşlik olduğu görülebilir. Daha doğrusu sendeki bu özdeşlik böyle bir varsayıma itiyor kişiyi.Kimbilir, başka belirtiler gibi, bakış ve ses de. Aynı ruhun değişik planlardaki görünümleridir belki de. Ruhun, özdeş yönlerini denediği organlar olabileceği gibi, çelişkin yönleriyle belirdiği organlar da vardır. Olabilir. Söz bitince senin sesin de biter; oysa sözü tüketen sesler vardır; söz tükenince desürüp giden sesler vardır; söz tükendikten sonra başlayan sesler vardır. Senin sesin sözle özdeş. Çığlık değil, düşünce senin sesin. Ama etin, kemiğin malı olmuş bir ses. Ömründe bir iki kez büyük ihanete dadanmak isteyebilir bu ses. Küçük ihanetler onun düşünceyle kurduğu ilkeleri aşmaz, aşamaz. Ah! Razı olma sevgilim, katıl. Katıl ama razı olma.Biraz da kendinden memnun bir ses.En büyük eleştiriyi, yadsımayı son anda yaparsın sen: Sanırım sende bulduğum en doğru gözlem bu. Oysa eleştiriyi son anda yapmak, razı oluşun ta kendisidir. Korkaklıktır da. Şu var:

Fotoğraf çektirmek için yan yana getirilmiş iki nesne değiliz biz
Güvercin curnatasında yan yana akan iki güverciniz
Mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler
Razı olma hiçbir sessizliğe
Biliyorsun seni seviyorum
Pencereden bakmayı
Öğreteceğim sana
Sesin
balkona asılı çamaşırcasına
Havalansın, havalansın dursun
Sokakta değil balkonda;
dışarı çıktığın zaman
romanını yastığın altına sakla;
Şiirini mutfağa koy
Boş bir deterjan kutusu vardır nasıl olsa,
Öykünü yanına alabilirsin elbet
Müziğini de, resmini de ..
Niçin güvenmiyorsun bana?
CEMAL SÜREYA
.........
Bazen bir tuhaf duygu sarar dört bir yanınızı... Biri size sesleniyormuş gibi olursunuz.. Sanki şair sevdiğine değil, size sesleniyordur başka birinin ağzıyla. O kişiyi duyumsarsınız, cevap verirsiniz kendinizce, içinden... Sonra kendinize gelip şiire göz kırparsınız... Bir şiir özetlemiştir gününüzü.

01 Ekim 2009 Perşembe

NİCE İNSANLAR GÖRDÜM


Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok ;

Nice elbiseler gördüm içinde insan yok!


Mevlana



Bazen insan görünümlü yaratıkların toplum içinde gezindiğini düşünüyorum, elimde değil.


Bugünün şiiri bu olsun istemezdim esasında. Daha iç açıcı, daha sevgi dolu, daha umutlu şeylerden bahsetmek her zaman tercih ettiğim. Amma velakin, bugün yaşadığım hadise aklıma direk Mevlana'nın bu şiirini getirdi.


Bugün kahvaltı yapmaya teyzeme gitmiştim, eve döndüğümde gördüğüm tablo beni şaşkına çevirdi, hatta dağıttı adeta...


Efendim olay şu: 6.ada sakinleri olarak site etrafını yeşillendirme kararı almış idik. Ve bizim binanın önünü ağaçlandırma görevini de karşı komşu teyze aldı, bahçe işlerine meraklı yapısından dolayı. Herkes mutlu mesut. Etrafta güller, çeşit çeşit çiçekler açtı bu sene, çamlarımız bile vardı, elmalar incirler hatta... Özellikle bizim apartmanın önünü çok beğeniyordu herkes, tebrik ediyorlardı karşı komşu teyzeyi... Ben de Ankara'dan her gelişimde çiçeklere bakıyordum büyümüşler mi diye... Sonuçta canlı.. Hem de insanın içini açanlardan....


Velhasıl, her zaman bir mikrop oluyor işte... Alt komşumuz bu çiçekleri istemiyordu, ağaçları da... Neymiş efendim önünü kapatıyormuş! Teyzecim önünü kapatan çiçekler olsun, ağaçlar olsun... Yol olsa daha mı iyi?!.. 'Yok nefes alamıyorum onlar yüzünden'... Allah aşkına duyulmuş mudur, ağaçlardan dolayı nefes alamamayı? Benim senelerdir gördüğüm dersler, bana hep, ağaçların oksijen salıverdiğini öğretti. Ama yok, teyze ona takık, karşı komşu teyzeyle arası açıldı bu yüzden. Biz önceleri ses çıkarmıyorduk, taa ki bugüne kadar.


Bugün teyzemlerden döndüm, bir de ne görelim: Apartmanın etrafındaki bütün çiçekler ağaçlar 'kesilip doğranmış'!!.. Üstelik izinsiz!! Kimin yaptığı aşikar. Apartmandaki teyzeler, nasıl üzgün nasıl üzgün... Biz yokken ortalık ayaklanmış, herkeste bir telaş, bir sinir harbi. Kadın doymamış, yan apartmanın arkasındaki ağacı da kesmiş! O ağacı eken adam da vefat etmiş geçen senelerde, annesi öyle bir ağlıyor ki... Karşı komşu teyzeyi hiç sormayın, çıldırmış artık, tansiyon tavana vurmuş. İçim acıdı. Bir insan(!) ne ister ağaçlardan? Ağaç ya.. ağaç çiçek kadar güzel, iç açıcı ne var şu dünyada? Üstelik burası senin mi de önüne geleni kesip biçiyorsun?! Kim verdi sana bu yetkiyi?! Hiç mi vicdanın sızlamadı o canım çiçekleri keserken? Canlı yahu bunlar. Kuru değil ki! Bir de öyle canice kesilmiş ki, görseniz ağlarsınız. İçim sızladı... O emeğe, o canlıya, o güzelliğe bir insan(!) nasıl kıyabilir? Hem de rıza olmadan, padişah gibi!!


Tabi gereken yapıldı. Dava açıldı, polisler geldi tutanak tuttu vs. Ama giden canlı canlı ağaçlar çiçekler oldu. Onu yapan da suçlu bir insan(!)...


Ve etrafıma şöyle bir baktım: bunu yapan 'aydın' dediğimiz insanlardan. Kendisi hemşire. Görmüş geçirmiş okul okumuş... Ama neymiş? Okumakla adam olunmuyormuş!! Zaten bunun örneğini o kadar çoook gördüm ki... Hakkaten insan olmak zor. Hakkaten zor.


İşte karşı komşu teyzeyi sakinleştirirken ben de bu şiiri mırıldandım kendi kendime...

Bugünümü en iyi anlatan bu şiir anlayacağınız...

İnsanı insan yapan eğitimdir, sözü yalan efendim!

İnsanı insan yapan merhametidir..

İnsanı insan yapan insan sevgisidir..

İnsanı insan yapan vicdanı, özgürlüğüdür..

Bu kadar.


29 Eylül 2009 Salı

BUGÜN VE BUGÜN


Öyle çabuk geçiyor ki günler

Hele sen de bir bak hayatına.

Daha dün doğmuşuz sanki

Yeni okula başlamışız

Yeni sevmişiz.


Öyle çabuk geçiyor ki günler

Hele sen de bir bak hayatına

Yarın bitecek sanki her şey

Yarın ölecek gibiyiz.

Daha doymamışız yaşamasına..




Günlerimiz dün bir, bugün iki

Sakın bir şey bırakma yarına

Yarın yok ki.


ÖZDEMİR ASAF







Bugün gün içinde defalarca düşündüm bunu. Yarına ne çok şey ertelemişim, birçoğundan vazgeçmişim, birçoğunu unutup gitmişim... Ertelememek gerek, özellikle mutlulukları =)

28 Eylül 2009 Pazartesi

Dönüş =)


Merhabalar.. Yeniden, yine..
Özlemişim sitemi, birşeyler karalamayı buraya..


Neden ara verdiğim hakkında bir sürü şey sıralayabilirim burada sizlere, ama boşverin şimdi onları. Ben çok daha güzel şeylerden bahsetmeye geldim...


Bu sene yaş günümde elime kocaman bir kutu geldi. İçi kır çiçekleri kokan bu kutudan bir kitap gülümsüyordu bana. Uzun zamandır gözlerim takılmıyordu onun şiirlerine.. Uzak düştüğüm kelimelere, şiirlere takılmıştı o an aslında gözüm. Cemal Süreya... Şiiri sevmemi sağlayanlardan, kelimeleri şaşkına çeviren şairlerden yalnızca biri. Elime geldiği gün itibariyle düşmez oldu sonra dilimden, yüreğimden... O zaman anladım ne çok özlediğimi şiiri..yazıları..hikayeleri..kelimeleri... Nereye saklanmışsa çıkardım hepsini bir bir: saklanma sırası bende dedim =) ve işte burdayım.. =)

Öncelikle kendimden biraz haber vereyim sizlere. 22yaşına ayak basmış olan ben, her ne kadar yaşlılık sendromuna tutulmuş olsam da oldukça iyiyim =) Artık 3.sınıf talebesi oldum :P inanılmaz güzel bir staj dönemi geçirdim yazın, muhabirlik yaptım... ve hayatıma insanlar soktum, insanlar çıkardım... Çıkardıklarımdan da soktuklarımdan da bir nebze pişmanlık duymadım... Sağlığım yerinde, huzurum yerinde, daha ne olsun, çok şükür =)


Sitemden haber verecek olursam; artık şiirlerle, yazılarla anlatacak kendini bundan böyle. Belki eserse arada bir kendimden birşeyler de koyarım. Ama günü şiirle, yazıyla, denemeyle, hikayeyle, kitaplarla ilgili birşeylerle anlatmak en güzeli olacak bence... Benden bir kapı açılacak kelimelere, ben arkasında saklanıyor olacağım. Ama kapıyı açacak olmak önemli olan zaten...


Bu noktada bana kelimelerin kapısını aralamamı, o kitabı hediye ederek fısıldayana bir teşekkürü borç bilirim.

Ve hepinize "HoşgeldinizZz!" diyor; bu sayfayı da açıyorum =)
Sevgiyle...