5 Mart 2012 Pazartesi

Kızıl Kahve Saç

Siz de benim gibi yaşınız ilerledikçe makyajdan soğuyanlardan mısınız? Aman efendim bloguma hoşgeldiniz sefalar getirdiniz. İşte beni anlayabilecek biri!:P

Ben eskiden severdim az buz da olsa makyaj yapmayı. Ama hiçbir zaman fondötenmiş(doğru yazdığıma bile emin değilim), yok efendim pudraymış, aman o da neymiş eyeliner mış vs vs hiiiç kullanmadım. Bir dönem göz kalemine, bir başka dönem fara(kısacık bir dönemdi), en uzun dönemli olarak ise maskaraya sarmıştım, ama son olarak maskaraya da veda ettim. Şimdi sadece allığım ve çoook hafif renkli rujumla yaşıyorum, o da beyaz olmamdan kaynaklanan bir mecburiyetle aslında. Zira onları da sürmezsem beyazötesi bir yüz tonuna sahip olarak insanları korkutma pozisyonuna geçebilirim, mazallah.

Ama master öyle birşey ki işte, sizi siz olmaktan ediyor. Efendim büyük konuşmamak lazım, ama öylesine demiyorum, harbiden sahici sahici diyorum bunu. Ben saç boyatma işine kendimi bildiiimm bileli karşıydım. Annem "gençsin, değişiklik yap biraz, uçlarına kırmızı sarı vs bir renk attır" derken, arkadaşlarım da arada bir değişiklik yapmamı ısrar ederlerken, her zaman cümlelerin sonunu "ama sakkkınn saçının tamamının rengiyle oynama, çok orijinal bir saç rengin var senin" diyorlardı. Efendim bu nasıl bir çelişkili ifadedir böyle, saçımın rengi güzel ama değişiklik lazım. Eee ne yapacağım ben?!

Geçen dönem üç tane makale artı üç tane finalim vardı. Şimdiden söylüyorum, eğer master yapmak istiyorsanız bir kez daha düşünün çünkü master gerçektenn lisansa hiç benzemiyor, kaba tabirle canınıza okuyorlar :S Ben lisans dönemimde 6 derse kadar alabiliyor, ve hepsine yetişebiliyorken, şimdi, 3 dersle başa çıkamadığım için bu dönem 2 ders almaya karar verdim, siz düşünün. Konumuza dönecek olursak, geçen dönem bu yoğunluğun içinde artık kendimden geçmişken, son finalimi verdiğim cuma günü bir değişiklik yapmaya karar verdim! O kadar bunalmıştım ki herşeyden, hatta  kendimden bile, kendimi farklı görmek  istiyordum. Master sınıfından arkadaşım Elif ise inatttla beyaz tenlilere kızıl kahve tonlarının çok iyi gideceğini söylüyordu. Efendim yaptım. Evet, gittim kuaföre, saçımı kızıl kahveye boyattımmm! Benim için devrim niteliğinde olan bu değişikliği yaptım!! Sonuç mu? İnanılmaz ama çok beğendim! Çevremdekiler de çok beğendi! Demek ki neymiş, büyük lokma yicez ama büyük söz etmeyecekmişiz :)

Bundan sonra siyahı düşünüyorum, hadi hayırlısı :P

Kıssadan hisse, makyaj ve değişikliği çok sevmeyen arkadaşlarım, siz siz olun, bunu yapmam şunu yapmam demeyin, değişiklik hakikaten insanın ruhuna iyi geliyormuş ;)

Sevgiler selamlar.

29 Şubat 2012 Çarşamba

İncesaz

Sanırım şu sıralar bana verilebilecek en güzel hediye iki kişilik bir İncesaz konser bileti olurdu.

Çok istiyorum gitmeyi, bir türlü nasip olmuyor ya :(

İlgililere duyurulur :P


Bu da benden size olsun, madem bu kadar bahsediyorum: http://www.youtube.com/watch?v=0euI2yQeZpc

Kar vs. Bahar

Ay nereden dedim karı severim diye?! Ankara resmen kendinden de kardan da soğuktan da nefret ettirdi bu sene bizi. Okullar bugün tatildi, yarın da tatil edildi, ODTÜ'nün yarın tatil edeceğini sanmıyorum ama tabi, bugün etmesi bile adeta bir mucize gibiydi. Diz boyum kadar kar var, bazı semtlerde arabaların dikiz aynasına kadar ulaşıyormuş kar, o derece. Eve yurda kapalı alana kapandık kaldık. Zaten yurtla başım belada, bir iki ay içerisinde eve çıkma planlarım var, bir de üstüne üstlük kar yüzünden içeride kapalı kalmak beni bunalttıkça bunaltıyor, avazım çıktığı kadar bağırasım geliyor :S Bir yandan diyorum küresel ısınma var, böyle kar olması iyidir güzeldir; öbür yandan diyorum, artık yeter! Yeteri kadar soğudu havalar :(

Bahar gelse keşke... Kat kat giyinmek zorunda kalmasak dışarı çıkarken, güneş çıksa içimizi aydınlatsa, çiçekler açsa, hava misss gibi koksa, sevgi dolu hissetsek kendimizi, neşe dolu keyif dolu... Aaaahhh bahar gelse keşkee... Şu önüme yığılan makaleleri razıyım okumaya baharda, ama şimdi değilim işte :(

27 Şubat 2012 Pazartesi

Friends

Dünyanın en keyifli en eğlenceli dizisini ilan etmek için yazıyorum bu yazıyı: FRIENDS!!

Sabah olsun da, kahvaltı yaparken bir bölüm izleyeyim diye düşündüğüm,
Sırf boş zamanları yakaladıkça izlerim diye işe giderken yanımda taşıdığım,
İzlerken dünyayı unutup keyfe daldığım dizidir kendisi :)

Bana Friends'i ilk bölümden bir arkadaşım önermişti. Kulak asmamıştım. Sonra Aycan(en yakın arkadaşlarımdandır kendisi)  ısrarla izlemem gerektiğini söylüyordu. Ama ben hala bu diziyi keşfetmemi ona borçlu olduğumu ona itiraf etmiyorum :P Velhasıl, bir gün aycanlarda oturuyorken iken Friends'in bölümlerini ev arkadaşından diske yükledik. Sözde ingilizce bölümü okuyan kız kardeşim için alıyordum, kendimce, ama hiç öyle olmadı, ben hastası oldum, kardeşim de olmasın diye ona da vermedim :))

Her karakter ayrı keyifli dizide. Ama benim favorim Chandler. Hiçbirşey yapmasına gerek yok, onu görür görmez gülmeye başladım 1.sezondan sonra ben :) Ross'un mimikleri ise sonraki favorim. Monica'nın titizliğinde kendimi buluyorum, Rachel'in tepkilerine bayılıyorum, Joey'in kaşlarını oynatmasını resmen taklit eder oldum :))) İşteyken etrafta kimsecikler yokken açıp açıp izliyorum :$ Sevgili dekanım, olur da bir gün bu yazıyı okursanız beni affedin, ama bir kere izleseniz siz de bana hak verirsiniz :P 

İlk sezon sıkılmanız olasıdır. Baya eski bölümler çünkü. Ama 2.sezon itibariyle inanılmaz keyif alacağınız bir dizi olacak, garantisini veriyorum :) 

Hadi ben gideyim de, izleyeyim birkaç bölüm daha =)


23 Şubat 2012 Perşembe

"Müzik"

Ah müzik...

Sanırım benim hayatta olmaz olmazlarımdan biri müzik. Ya etrafımda bir yerlerde çalmalı bir şarkı, ya da ben kendi kendime mırıldanmalıyım. Farkettim ki, uyuduğum zamanlar hariç hayatımın her ama her dakikasında müzik var benim. İçimde sürekli çalan bir şarkı her zaman var. O yoksa, dinlediğim birşeyler var. Bazen de bazı insanların ses tonu müzik etkisi yaratır bende, aynı dinlendiriciliği bulurum onların sesinde, güzel arkadaşım Aksel'in sesinde bulduğum gibi, Elifimin bana bakışında, Ali'nin seslenişinde bulduğum gibi...

Müzik ruhun gıdasıdır yani. Kıssadan hisse.

Ama bazı şarkıların yeri appayrıdır herkes için. Benim de öyle. Nerede ne şekilde olursa olsun, duyduğum/söylediğim an içimi çoook derinlerden yakalayan şarkılar var.. Sayıları çok değil. Neden bu kadar etkilendiğimi bazı şarkılar için biliyorum, ama bazıları için hiçbir fikrim olmuyor. Sadece duyuyorum, ritminde sözlerinde birşey var, o birşey ki yakalayınca bırakmıyor beni dakikalarca... Bülent Ortaçgil'in 'Bu su hiç durmaz' ı gibi...

Ama bilirim mesela Ahmet Kaya'dan 'Yakarım Geceleri'ni neden sevdiğimi. Ya da Esin Engin'den 'Bana Ellerini ver'i niye sevdiğimi bilirim. Ya da Ezginin Günlüğü'nün 'Gemi'sini... Ya da Yeni Türkü'nün 'Çember'ini... Feridun Düzağaç'ın 'Devrik'ini... Teoman'ın 'Uçurtmalar'ını... Şebnem'in 'Ben Bir Mülteciyim'ini... Mor ve Ötesi'nin "1945"ini... Nickelback'in "If everyone cared'ini... Joss Stone'un 'You Had Me' sini...  Cat Stevens'ın 'Wild World' ünü... R.E.M'in 'Losing my religion' ını... Metallica'nın 'Turn the Page'...Nirvana'nın 'My Girl' ü... Fergie 'Big girls dont cry"... Evanescence 'Call me when you're sober" vs vs...

Bilmediklerimin başında ise Ortaçgil'in hemen hemen tüm şarkıları gelir.. Şu an üzgünüm belki de bu yüzden. Yarına yetiştirmem gereken bir işim yüzünden, Ortaçgil konserine gidemedim bu gece, üstelik biletim olduğu halde... Şu an 'bu su hiç durmaz'ı söylüyor olabilir, ya da belki 'benimle oynar mısın'ı söylüyordur... Ortaçgil'in müziğinin adını hiçç koyamadığım bir etkileyiciliği vardır benim için... Hayranı olmamın sebebi de tam olarak budur. O 'bu su hiç durmaz' dediği an saatlerce ağlayacağım sanırım. Geçen sefer Ankara'ya geldiğinde nitekim öyle olmuştu. Konserde herkes mutlu mesut şarkı dinliyorken, ben en arka masada oturmuş bu şarkıyı dinliyor, ve niye olduğunu gram anlamadığım şekilde ağlıyordum... En son o zaman ağladım sanırım.

Akselin sesinde bulduğum sıcaklık, Elifimin bakışında duyduğum güven, Ali'nin seslenişinde hissettiğim sevgi, annemin sarılışında bulduğum sınırsız koşulsuz şefkat gibi müzik benim dünyamda...

Müzik ruhumun gıdası yani. Kıssadan hisse.

"Amen, I'm alive" (Nickelback-If Everyone cared)



19 Şubat 2012 Pazar

"Eksik"

Biri eksiktir.

Herşey tamdır hayatınızda, ama biri hep eksiktir.

Kimimiz buluruz o eksiğin kim ya da ne olduğunu, kimimiz arar da dururuz...

Bazısı bir kediyle doldurur eksikliğini, bazısı bir sevgiliyle, bazıları anne şefkatini gördüğü bir manevi annede...

İnsanın bir sürü arkadaşı olur, bir sürü arkadaşı olur da çok az dostu olur. Dosttan öte olabilense herkese nasip olmaz. Bana nasip oldu.

Ama eksik yine de işte benim hayatım da. Bir dost var, o eksik. Ne tamamlamak için yeterli inancım var ona, ne ona duyduğum sevgiyi bastırmanın bir yolu... Hoşçakal demek benim için zaten zordur, bir tek kelime insanı bir yaş yaşlandırabilir mi? Beni yaşlandırıyor. Hiçbir dostuma hoşçakal diyemeyişim de ondandır belki de. Dediklerim de dostum değildir zaten. Gerçek dostum olamamışlardır veya.

Ama şimdi bir dost var. Tam önümde sanki, ama sanki kilometrelerce uzakta aynı zamanda. Bir sürü şey söylemek istersiniz ama hiçbir şey söyleyemezsiniz. Size de olur mu bilmiyorum ama benim başıma şu hayatta en çok gelen durumlardan biri bu. Nefret etmeme rağmen bu huyumdan, cezalarımı susarak vermeye alışmış benim bünyem. Zaten beni iyi tanıyanlar da bilirler, susuyorsam tüketiyorum demektir.

Ama o dost ki, onu ne susarak ne konuşarak tüketebiliyorum. Kardeş gibiydi o bana. Beni üzenlere kızardı, bilirdi içimi çoook iyi, bilirdi neye üzüleceğimi, kırılacağımı, dikkat ederDİ. Sonra vazgeçti dikkat etmekten... Farketti sonra, affedildi. Sonra yine vazgeçti, yine affedildi. Affedici olmak Mevlana nın gözüyle ne güzeldir, ama ben niyeyse faydasını göremedim hiç.

Şimdi öyle bir noktadayım ki, ne affedebiliyorum ne vazgeçebiliyorum. Birşey eksik benim hayatımda. Ve ben o şeyin kim olduğunu biliyorum. İlk defa bir dostla sınanıyorum. 

Ama ne tamamlayabiliyor ne de silebiliyorum.